30 Mayıs 2009 Cumartesi

Tugay Kerimoğlu




Galataray altyapısından yetişmiş Türk futbolunun önemli futbolcularından biridir. 11 yıl Galatasarayda top koşturduktan sonra 30 yaşına gelmiş Türkiye'de ki medya tarafından ağır eleştiriler yapılmış: yok takımı çok yavaşlatıyorsun yok çok yaşlandın koşamıyorsun artık jubile zamanın geldi gibi sözler sarfedilmiş. Fatih Terim de aynı düşüncelerde olacak ki takımdan kesmiş gözden çıkarılmış bir futbolcu olarak 99 senesinin aralık ayında Glosgow Rangers transfer olmuş. Belki buruk bi sevinçle ada yolunu tutmuştur. Aklından neler geçmiştir Tugay'ın bilemem ama böyle olmamalıydı ben bunu haketmedim demiştir herhalde Glosgow uçağında.


Bir buçuk yıl Rangers'ta oynadıktan sonra Premier lige Blacburn Rovers'a transfer olmuştu. Rovers taraftarı en az Galatasaray taraftarı kadar Tugay'ı sevmiş. Tugay da bir o kadar iyi çalışmış futbolunu geliştirmiş. Blackburn Rovers'da 8 yıl üstüstüne oynamış kaptan olmuş. Ewood Park ona öyle mükemmel bir veda etmiş ki her izleyen Türk'ün tüyleri diken diken olmuş neden biz bunu sembol isimlerimize yapamıyoruz diye sormuştur kendi kendine.


Dün Ali Sami Yen'deydi Tugay Galatasaray taraftarıda ona veda etti kendine yakışırcasına verdiği emeklere saygı sevgi duyarcasına.


Şimdi Tugay futbolculuğu bırakmış olabilir ama kesinlikle dünya futboluna büyük hizmetler etmeye devam edecek.


Son olarak bizler kendi değerlerimizi kendi yetiştirdiğimiz adamların kıymetini bilemeyecek miyiz hiç bir zaman. Tugay şimdi Manchester City alt yapısında görev almaya başlıyor belki bi 10 yıl sonra Premier ligde bir takımı şampiyon edecek bir menajer olacak.


Dünya onu konuşmaya devam edecek her ne yaparsa yapsın.

29 Mayıs 2009 Cuma

The Grapes of Wrath(Gazap Üzümleri)


1940 yılında gösterime girmiş o yıllarda ne kadar izlenmiştir ne kadar başarılı olmuştur bilemem ama sinema tarihine altın harflerle yazdırmıştır adını yıllar yıllar sonra bile izlenebilen bir filmdir.

henry fonda başrolde john ford yönetmen koltuğunda john steinbeck'in ölümsüz eserini beyaz perdeye aktarmış ne de iyi etmişler.

Bu kadar girizgahtan sonra filmle alakalı söylenmesi gerekenlerden aklımda kalanlar şöyledir: atalarının toprağında yaşayan insanların topraklarından atılıp yerlerinden yurtlarından edilmesiyle başlıyor film.Bir el ilanın gördükleri hakkında hiç bir şey bilmedikleri bir kente bir bilinmeze binlerce mil uzağa yiyecek bir dilim ekmek bulmaya, yaşayacak bir yere aslında umuda yolculukları ile devam ediyor ve sonunda o yere geldiklerinde işlerin o kadar da iyi olmadığını o bir dilim ekmeği bile bulamadıklarını para babalarının bir dilim ekmeği bile çok gördüğü bir hayat başlıyor onlar için.

Kapitalist düzenin yerden yere vuruluduğu filmde. 5 centten 1000 işçi çalıştıracağıma 2,5 centten 2000 işci çalıştırırım diyor toprak sahipleri insanlar günde 10-12 saat çalışmalarına rağmen karınlarının aç kaldığı eğer başlarını kaldırır isyan etmeye çalışırlarsa kendileri gibi olan başka emir kullarından dayak yiyip hatta öldürülüyorlar...

Ne bir grev hakkı ne başka bi hak bir grev yaparlarsa hepsi işten çıkarılıyor yerlerine yeni işciler alınıyor bu kadar acımasız bir hayatı anlatıyor film.